Home / HABERLER / Taha AKGUL..

Taha AKGUL..

Taha Akgül ile Türkçe öğretmenliğinden Olimpiyat madalyasına uzanan hikâyesi ve fazlasına dair.Kaynak; EOROSPORT
https://www.eurosport.com.tr/gures/taha-akgul-ile-turkce-ogretmenliginden-olimpiyat-madalyasina-uzanan-hikayesi-ve-fazlasina-dair_sto7788565/story.shtml
-Türkçe öğretmeni olacakken güreşe yöneldim. Geriye dönüp baktığımda, İyi ki de böyle olmuş diyorum.
-2016 Rio… Onlarca kez Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda madalyaya ulaştınız. Fakat sanırım Rio’daki altın madalyanın sizin için ayrı bir yeri olsa gerek. O turnuva boyunca neler hissediyordunuz? Sonuçta farklı bir yarım küre etrafında düzenlenen bir turnuvaydı. Şehrin atmosferi, sizin hisleriniz, hazırlığınız nasıldı?
-Ailelere spor kültürünü aşılamaya ve böylece başarılı bir sporcunun gelişimini temelden başlatmaya çalışıyoruz.-

Sivas, Türkçe öğretmenliğinden güreşe, 2016 Rio, Türkiye’deki güreş kültürü, annesi ile olan bağı, geleceğe dair hedefleri… Milli güreşçi Taha Akgül, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.
2012 Belgrad, 2013 Tifllis ve Mersin, 2014 Taşkent ve Vantaa, 2015 Las Vegas ve Bakü, 2016 Rio… Eğer Taha Akgül’ün kazandığı altın madalyalara bakmak istiyorsanız 2012 ile 2019 yılları arasında bol bol sarı renk görebilirsiniz. Zira Taha, son sekiz yılı Avrupa Şampiyonası, Olimpiyat Oyunları, Avrupa Oyunları, Akdeniz Oyunları veya Dünya Şampiyonası’nda en az birinden madalya alarak kapatıyor.

Fakat onu, 2010’a doğru ve 2010’un başına döndüğünüzde elinde dil bilgisi kitaplarıyla birlikte üniversitedeki dersine yetişmeye çalıştığını görebilir ve birkaç saatlik yorucu Türkçe derslerinin ardından eve döndüğünü görebilirdiniz.

Babasının yönlendirmesiyle başladığı güreş sporunda Taha, 17-18 yaşlarında madalya kazanamadığı için sporu bırakan fakat İzmir’de Türkçe üzerine üniversite hayatı yaşarken bir tesadüf ve bir yönlendirmeyle minderlere dönen, döndükten sonra toplanmadık madalya bırakmayan bir sporcu.

Nasılsınız? 28 Aralık’ta sol omuzunuzdan bir ameliyat olmuştunuz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Şu an daha iyi olduğumu söyleyebilirim. Tedavi sürecim hızla ilerlerken maalesef koronavirüs ortaya çıktı. Bu nedenle tedavim yarıda kaldı. Kısıtlı imkânlar dahilinde tedavime evde devam ettim. Birkaç egzersiz yapıyorum. Omzumu güçlendirmeye çalışıyorum. En kısa sürede eski formuma kavuşacağımı düşünüyorum.

Koronavirüs salgınının nedeniyle olimpiyatlar ertelenmişti. Bu durum sizin hazırlık sürecinizi nasıl etkiledi?

Açıkçası bu erteleme kararı işime geldi diyebilirim, moral oldu bir nevi. Zira tedavim sona erse bile arzu ettiğim seviyeye çıkamayacağımı düşünüyordum. Hazır olmayacaktım. Fakat şimdi önümde 12 aydan biraz daha fazla bir süre var. Evimdeki küçük spor salonumda ve yavaş yavaş ana salonda antrenman yapıyorum. Mindere çok daha güçlü bir şekilde döneceğim.

Güreşe nasıl başladınız?

Güreşle 12 yaşımda tanıştım. O zamana kadar birçok sporla uğraşmıştım ama 12 yaşımda, babamın yönlendirmesiyle tüm ilgi odağımı güreşe verdim. Babam, abim ve ben güreşirdik. Abimin güreşe başlaması ve onun sergilediği performans bu konuda bana ilham kaynağı oldu. Güreş Eğitim Merkezi’ndeki galibiyetlerimin ardından gerçekten de yetenekli olduğumu fark ettim. Çünkü oradaki sporcular güçlülerdi, iyi güreşiyorlardı. 17 yaşıma kadar temel eğitimleri ve işin püf noktaları orada öğrendim. Tabii o yıllarda madalya kazanamadığım için güreş eğitimimi bıraktım ve üniversite sınavlarına hazırlandım. Üniversite sınavım sonrasında Türkçe öğretmeni olmaya karar verdim. İzmir’de üniversitedeyken iki-üç yıl boyunca daha güreşmedim, sadece eğitimime odaklandım. Fakat bir gün İzmir’de bir güreş kulübü keşfettim. “Ya Taha, dene bir daha şansını” dedim ve oraya yazıldım. Antrenmanlara gittim, sene sonuna doğru madalya kazandım ve yeteneğimi somut olarak da kullandığımı anlayınca her şeyi bırakıp güreşe odaklandım. Ve o günden beri bu sporun içindeyim. Türkçe öğretmeni olacakken güreşe yöneldim. Geriye dönüp baktığımda, “İyi ki de böyle olmuş” diyorum.

Sivas doğumlusunuz. Şehrinizin güreş kültürü nasıl sizce?

Güreş, Sivas’ta en sevilen sporların başında geliyor. Ayrıca şehrimizdeki güreş kültürü, Türkiye’nin en istikrarlı kültürlerinden biri. Birçok başarılı sporcumuz var. Amatör yıllarımdayken orada antrenmanla yapıyordum fakat istediğim başarıyı elde edemiyordum. Sonrasında İzmir’e gittim ve dediğim gibi, işler değişti.

2012’de Uluslararası Yaşar Doğu Güreş Turnuvası ve Avrupa Güreş Şampiyonası’nı kazanıp aynı zamanda 2012 Olimpiyatları’nda da yer aldınız. O zamanlar 22 yaşındaydınız. Neler hissediyordunuz?

Ah, o yılı unutamıyorum. 2012 Avrupa Şampiyonası’nda aldığım madalya, sanırım kariyerimdeki en önemli madalya. O günü neredeyse saat saat hatırlıyorum. Sanki rüya görüyordum. Bir ara yüzümü altı-yedi defa yıkayıp bunun bir rüya olmamasını umdum. Çünkü 22 yaşındayken bu tarz şeylerin değerini daha fazla anlıyorsunuz. O yıl sonrasında sorumluluklarımın artacağını biliyordum. Artık sadece minderde değil; her yerde örnek bir karakter olmak için çalışmalıydım. Ve açıkçası, bunu başardığımı düşünüyorum.

2016 Rio… Onlarca kez Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda madalyaya ulaştınız. Fakat sanırım Rio’daki altın madalyanın sizin için ayrı bir yeri olsa gerek. O turnuva boyunca neler hissediyordunuz? Sonuçta farklı bir yarım küre etrafında düzenlenen bir turnuvaydı. Şehrin atmosferi, sizin hisleriniz, hazırlığınız nasıldı?

Bireysel sporlarda veya takım sporlarında her atletin hayali, Olimpiyatlar’da altın madalya kazanmaktır. Aslında bırakın altın madalya kazanmayı, Olimpiyatlar’a gitmek bile büyük bir başarıdır, onurdur. Tabii altın madalyayı kazanmam işin keyfini dört-beş kat arttırdı benim için. Oraya giderken tek hedefim altın madalyayı kazanmaktı çünkü son dört yılda Avrupa Şampiyonaları’nda ve son iki yılda Dünya Şampiyonaları’nda mükemmel işler yapmıştım. Oradaki en büyük favoriydim. Bu durum doğal olarak stres yarattı. Çünkü hem Türkiye’deki insanların beklentilerini boşa çıkarmayıp tarihimizde ilk kez altın madalya kazanan güreşçi olmak istiyordum hem de performansımı kendi istediğim seviyeye çıkarmak istiyordum. Altını aldıktan sonra adeta dünyalar benim olmuştu. Brezilya’da olmak keyifliydi. Dediğin gibi, farklı bir yarım küre, farklı bir kültür, farklı bir toplum… Orada öğrendiğim şeyler, hayata bakış açımı derinleştirdi. Böylece spor kültürüm de derinleşti, modernleşti. Kısacası, 2016 Rio, her açıdan mükemmeldi.

Türkiye’de global ölçekli turnuvalar dışında yerel ölçekli organizasyonlar nasıl oluyor?

Ülkemizde değerli birçok uluslararası turnuva yapılıyor. Yaşar Doğu ve Vehbi Emre turnuvaları bunlar arasında en prestijli olanlar. Bunların haricinde tüm yaş kategorilerinde Milli Takım seçmeleri için Türkiye Şampiyonaları yapılıyor.

Sizce ülkemizdeki güreş kültürü hangi seviyelerde?

Güreş, ülkemizin tarihindeki en değerli spor ve uluslararası alanda en başarılı olduğumuz spor branşı. Fakat işin ilgin kısmı, bu spor neredeyse hiç ilgi görmüyor. Seyircimiz çok az. Desteğimiz çok az. Altyapılarda pırıl pırıl güreşçiler var fakat destek görmedikleri için motive olamıyorlar. Bence her alanda başarılı sporcular yetiştirebilmek için toplumun her kesiminde belirli projeler uygulamalıyız. Ben, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nde Sporcu Komisyonu Başkanı olarak, ekibimle birlikte bu konuda yoğun bir çalışma içerisindeyim. Her sporcumuzun sıkıntısını dinleyip onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ailelere spor kültürünü aşılamaya ve böylece başarılı bir sporcunun gelişimini temelden başlatmaya çalışıyoruz.

Diğer ülkelerden sporcularla neler konuşuyorsunuz?

Genelde Kafkasya bölgesindeki güreşçilerle konuşuyorum. Onlarla kimyamız uyuşuyor çünkü onların güreş tarihi ile bizimki arasında büyük benzerlikler söz konusu. Ayrıca stil ve fiziksel olarak da birbirimize benziyoruz. Genelde turnuva öncesi hazırlıklarımızdan, ülkelerimizdeki son durumlardan bahsediyoruz.

Kilo korumak her spor için elbette önemli fakat sanırım güreş için biraz daha önemli. Kilo korumanızda beslenme programınızı nasıl şekillendiriyorsunuz?

Elbette kilo konusu sporumuz için çok önemli. Fakat ben ağır sıklette güreştiğim için bu konuda fazla sıkıntı yaşamıyorum. Bir de vücudum istikrara yatkın. Bu anlamda rahatım. Müsabakaların olmadığı dönemlerde protein ağırlıklı besleniyorum. Müsabaka dönemlerinde ise sebze tüketmeye özen gösteriyorum. Çünkü o dönemlerde sindirim sisteminizi yormamanız gerekiyor. Mesela bir şampiyonaya hazırlanırken altı ay kamp yapıyorum ve o kamp sırasında yoğun bir çalışma temposunda olduğum için kalori hesabı veya titiz kilo kontrolü gibi şeylere dikkat etmiyorum. Çünkü yaptığım antrenman ile tükettiğim besinlerin kalori toplamı, bir şekilde dengede oluyor.

Güreşte en sevdiğiniz teknik ne?

Bu biraz zor bir soru. Sanırım dalma tekniği, tüm teknikler arasında en sevdiğim. Beni izleyenler bilir, rakibimin savunma alanında süratimi kullanarak dalabiliyorum. Bu tekniğin özünde hız ve rakibi bozman var. Yani rakibinizin dengesini bozmalı, onu şaşırtmalısınız.

Hobileriniz neler?

Açıkçası 365 günümün 300’ü kamplarda, organizasyonlarda geçtiği için aktif bir sosyal hayatım yok. Genelde antrenmanlarıma, mental açıdan dinlenmeye ve iyi bir şekilde uyumaya odaklanıyorum. Boş zaman bulduğumda ise futbol oynamayı ve izlemeyi, ata binmeyi, ormanlarda doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum.

Annenize olan bağlılığınızı biliyorum. Annenizin sporcu kimliğinize etkileri neler?

Annemi çok seviyorum. Ben ve iki erkek kardeşimin üzerindeki emeğini asla ama asla ödeyemeyiz. Üç erkek çocukla uğraştı. Yemeğiydi, çamaşırıydı, kavgasıydı derken her anlamda bize destek oldu. Rio’ya geldiğinde benimle özel konuşma yapmıştı. Ona her anlamda çok şey borçluyum. Misal, sakatlığım sırasında geri dönüş için hem fiziksel hem de mental anlamda bana en çok yardımcı olan isim annemdi.

Hayatınızın belirli bir döneminde güreş veya özel hayatınız adına karar almanızı sağlayan kişilik, film veya söz oldu mu? Ayrıca idol/idolleriniz kim/kimler?

Güreşi bırakıp İzmir’de yeniden başladıktan sonra orada tanıdığım Remzi Musaoğlu (antrenör), güreşte istikrarlı bir şekilde devam etmemi söyledi. Onun sayesinde işin peşini bırakmadım. Ayrıca, şu anki antrenörüm olan Abdullah Çakmar da hayatımın önemli figürlerinde biri. İdolüm ise tabii ki, efsane, Yaşar Doğu. Her şeyiyle örnek bir sporcu.

Emeklilik sonrası planlarınız neler?

Güreşten emekli olduktan sonra sporun içinde kalmaya devam etmek istiyorum. Hatta ara bile vermeden devam edebilirim. Hangi görevdeyken nerede ne yaparım, şu an için bilmiyorum fakat spora hizmet etmeye devam edeceğimi biliyorum. Çünkü bu işin mutfağından geliyorum ve altyapılarda bu spora gönül veren kardeşlerime yardımcı olmak için elimden geleni yapmak istiyorum.

Yorum Gönder

Görüşleriniz bizim için önemlidir. Yorumunuz için teşekkür ederiz. *

*

Scroll To Top