Home / HABERLER / ŞABAN YILMAZ;
ŞABAN YILMAZ;

ŞABAN YILMAZ;

Yağlı güreş hayranı bir babanın oğlu olarak bu spora başlayan ve 29 yaşında başpehlivan olan Şaban Yılmaz, haftada 2 kez, 2 saatten oluşan koşu programında çam ormanlarının içinden 1400 rakımlı dağa tırmanıyor, ağaçlara bağladığı kondisyon geliştirici lastikleri çekerek kuvvet depoluyor.

Yılmaz, 12 yaşındayken, yağlı güreş hayranı bir babanın oğlu olarak bu spora başladığını ve çocukluk döneminde yaşadığı yokluğun kendisini hırslandırdığını dile getirerek, Samsun Tekel Spor’da başlayan güreş hayatının, çiftçilik yüzünden sık sık kesintiye uğradığını söyledi.

Hayvan otlattığı ve dağdan odun getirdiği yılları unutmadığına değinen Yılmaz, çocukluğuna ilişkin bir anısını “Küçükken odun kesmeye gelir sonra da eşeklerle bunları taşırdık. Git-gel 7 saate yakın yürürdük. Azık çantamızda biraz soğan, şanslıysak domates ve ekmek bulunurdu. Şimdi nerde yemek yersem yiyeyim o soğanın, ekmeğin tadını bulamıyorum” ifadeleriyle anlattı.

– “Güce dayalı bir stilim var”

Şaban Yılmaz, altyapı eksikliği nedeniyle teknik anlamda bazı yetersizlikleri bulunduğunu ifade ederken, stilini, “Gençliğimde köy şartları nedeniyle iyi bir güreş eğitimi alamadım ama bu eksikliğimi gücüm ve hırsımla kapatarak başarılı oldum. Güce dayalı bir sitilim var kendime özel bir oyunum yok” şeklinde tanımladı.

Samsun’da Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla düzenlenen güreş turnuvasını kazanmasının ardından profesyonel güreş hayatının başladığını belirten Yılmaz, Samsunlu pehlivan Vedat Ergin’in himayesinde Ankara Büyükşehir Belediyesi sporcusu olarak yağlı güreşlere katıldığını, 2005’te 29 yaşındayken, yağlı güreşin zirvesi Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanarak rüyasını gerçekleştirdiğini söyledi.

Başpehlivan Yılmaz, şöyle konuştu:

“Kırkpınar Yağlı Güreşleri, bir pehlivanın en önemli güreşidir. Başpehlivanlık güreşi sırasında final için adım okunduğunda çok heyecanlandım. Davullar, zurnalar, seyirciler, bütün sesler birbirine karışıyordu. Çayıra ayağımı basıp güreşe tutuştuğumda her şeyi unuttum. Güreşin sonunun ne olacağını hiç düşünmedim her şey Allah’tan geliyor. Rakibimi yendim bütün dünya benim oldu. Annemin ve babamın gözyaşlarını unutamam. Benim için altın kemerden bile daha değerliydi onların gözyaşları.”

– “Vücudum belki büyük, ama kalplerimiz aynı çarpar”

Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde altın kemeri kazandıktan sonra güreş serüvenine devam eden, attığı peşrevler ve başarılı güreşleriyle tanınan Yılmaz, pehlivanlığı şöyle tanımladı:

“Güreşirken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, sanki zaman kavramı yok oluyor. Bir pehlivan güreşe tutuştuğunda zamanın içinde kayboluyor. Gündüzmüş, geceymiş, sıcakmış, açlıkmış, toklukmuş hepsi unutulur. Pehlivanlık mezara kadar gider. Pehlivan dediğin insanlara tepeden bakmaz. İnsanlara tepeden bakana, Allah da tepeden bakar. Ne olursa olsun, ne kadar yorgun olursam olayım yanıma gelen kimseyi geri çevirmem. Onların gönüllerini incitmemeye azami özen gösteririm. Büyüklerimi sayar, küçüklerimi severim. İnsanların gönlüne girmek böyle oluyor sanırım.”

Yılmaz, kazandığı her zafer sonrası köydeki yokluk içinde geçen hayatını düşündüğünü ifade ederek, pehlivan olmanın büyük sorumluluk getirdiğini ve pehlivanın en önemli özelliğinin “alçakgönüllü kalmak” olduğunu vurguladı. Yılmaz, “Vücudum belki normal insanlara göre daha büyük, ama içimizde taşıdığımız kalplerimiz aynı çarpar. Kimsenin kalbini kıramam, ben onların kalbini kırarsam Allah benden bu azameti ve gücü alır; bundan çok korkarım” dedi.

– Ağır antrenman programı

İnsan vücudunun zirvelerini zorlayan ağır antrenman programları uyguluyan pehlivanlar, dambıl olarak adlandırılan ağırlıklarla günde ortalama 4 saate yakın çalışıyor. Uzun süren dağ koşularının ardından, teknik güreş yaparak program tamamlanıyor.

Şaban Yılmaz, haftada 2 kez, 2 saatten oluşan koşu programında çam ormanlarının içinden 1400 rakımlı dağa tırmanıyor, koşu programının ardından ağaçlara bağladığı kondisyon geliştirici lastikleri çekerek kuvvet depoluyor.

Özel bir yemek programı uygulamadığını, sık ama fazla yemediğini belirten Yılmaz, dayanıklılığı arttıran organik gıdaları tercih ettiğini, favori yiyeceklerinin süt ve yoğurt olduğunu dile getirdi.

Yılmaz, dağ koşularının ardından serinlemek ve gerilen kaslarını yumuşatmak amacıyla nehire girdiğini, çocukluk yıllarında yaptığı gibi çıplak elle balık yakaladığını, dağ sularında serinleyen vücudunu nehir üzerindeki taşlara yatarak kuruttuğunu dile getirdi.

Şaban Yılmaz, “Buralar benim güç depoladığım yerler, kendimi huzurlu hissediyorum” ifadesini kullandı.

– “Pehlivanın yolda önü kesilmez arkadaş”

Başpehlivan Yılmaz, pehlivanlıkla bir anısını paylaşırken, şunları anlattı:

“Bir gün güreşçi arkadaşlarla kamp yapmaya gittik. 6 pehlivan, bir panelvan araçla gidiyoruz. Yol verme yüzünden Bolu taraflarında yanımızdan geçen aracın şöförü bize kötü sözler söyledi. Önce duymadık ama araç önümüze kırıp bizim panelvanı durdurdu. Bizim araçtan kimse inmedi. Bizi durduran araçtan bir adam elini kolunu sallayarak, bağıra bağıra geldi. Biz de araçtan indik. Adam, 6 pehlivanı görünce geriye doğru yürümeye başladı. Özür dileyip arkasına bile bakmadan arabasına binip kaçtı. Pehlivanın yolda önü kesilmez arkadaş.”

Güreşe 3 yıl sonra veda etmeyi düşündüğünü ancak pehlivanlığı bir ömür boyunca taşımak istediğini ifade eden Yılmaz, “Vücudum belirli bir yaştan sonra güreşmeme izin vermeyecek. İçimdeki pehlivan, benimle mezara kadar gidecek. Düzenli hayatımı asla terketmeyip ne kendimi ne de ailemi kimseye muhtaç bırakmadan yaşayıp bu dünyadan göçmek istiyorum” diye konuştu.

Yılmaz, güreşi bıraktıktan sonra tecrübelerini genç sporculara aktarmak istediğinin altını çizerek, Samsun’da veya başka bir şehirde güreş okulu kurulması halinde, burada eğitime katkıda bulunmak istediğini vurguladı.

Yorum Gönder

Görüşleriniz bizim için önemlidir. Yorumunuz için teşekkür ederiz. *

*

Scroll To Top