Home / HABERLER / Kemal Oktay /Güreşiyorum
Kemal Oktay /Güreşiyorum

Kemal Oktay /Güreşiyorum

Güreşiyorum/Portre/7;
KEMAL OKTAY
Bugünde Türk Güreşinde iz bırakan yöneticilerden Kemal OKTAY’ dan bahsedeceğiz.
Maalesef şu anda iyi durumda değil, sağlık..
“Kemal Oktay, İGİK Yönetim Kurulu üyesi iken dönemin TGF Başkanı Sadettin Tantan’ ın ve FILA(UWW)Başkanı Milan Ercegan’ın teşvik ve ısrarı ile Dünya güreşinin yönetimindeki ikinci Türk oldu.”
“Portre”’ de;
Türk Güreşinde;
Amacımız;
“Güreşiyorum” olarak ;
Türk güreşine emek vermiş;
Hakem-İdareci-Teknik adam-Şampiyon ve diğer ,değerlerimizi periyodik aralıklarla gündeme getirip, unutulanları hatırlamak.
Vefat edenleride rahmetle yadetmek..
Fırsat buldukça “PORTRE”
Başlığı adı altında devam edeceğiz.
Başlayalım öyleyse;

KEMAL OKTAY
1944 yılında İstanbul Eyüp’te doğdu.
Babası Burhan Bey’in Galatasaray Kulübü’nde futbol oynamış
sporsever bir insan olmasından aldığı teşvikle
Kemal Oktay da Galatasaray kulübünde atletizm yaptı.
Ticarette de başarılı bir yol çizen Kemal Oktay 1983 yılında İstanbul Güreş İhtisas Kulübü’ne girdi.
Zeki, kültürlü, iyi eğitim almış bir insandı. İngilizce, Almanca, Fransızcayı çok iyi konuşan,
Kemal Oktay, oğlu Ali Oktay’ın güreşe başlaması ile daha
fazla İGİK’ e gidip gelmeye ve ilgilenmeye başladı.
Ali Oktay belli bir süreç içerisinde Yıldız ve
Gençlerde
Türkiye Şampiyonaları’nda ve Yıldızlar Avrupa ile Dünya Şampiyonaları’nda değişik
madalyalar aldı.

Kemal Oktay, İGİK Yönetim Kurulu üyesi iken dönemin TGF Başkanı Sadettin Tantan’ ın ve FILA(UWW)
Başkanı Milan Ercegan’ın teşvik ve ısrarı ile Dünya güreşinin yönetimindeki ikinci Türk oldu.
(Daha önce Vehbi Emre aynı göreve gelmişti. Ahmet Ayık ise 6 yılı asbaşkanlık olmak üzere toplam 18 yıl FILA Yönetim Kurulu’nda yer alırken,
Rodika Yakşi halen eski adıyla FILA, yeni adıyla UWW
Yönetim Kurulu’nda yer alan tek temsilcimiz.)

Oğlu Ali Oktay’ın güreş hayatının sona ermesi ve hastalığı nedeniyle
İGİK’ e eskisi kadar gidemeyen Kemal Oktay, ağır bir karaciğer ameliyatının ardından Levent’teki evine çekilerek sakin bir yaşamı
tercih etti.
Kemal Oktay’ın,
oğlu Ali Oktay’ın yanı sıra bir de kız çocuğu vardır.

Şu anda ;
Esen yurt’ ta ;İkamet etmektedir.
Maalesef ;
Bir dönem maddi-manevi
Türk Sporu ile güreşine büyük emek vererek,
uzun yıllardan sonra ;
Türk güreşinin gerileme döneminden ,yükseliş döneminde rol oynayan yöneticilerden olan ,Kemal OKTAY sağlık sorunları ile yaşam savaşı vermektedir.

İşte bu dönemde ;
İlgi ve alakalarını ,gönül bağlarını esirgemeyen ;
Başta;
Sadettin TANTAN,
İzzettin VARDARLI, Osman ŞANSAL,
Selami KARAKUŞ, Mehmet KILIÇ,
Feyzullah VARDARLI, Salih BORA,
Osman Fazlıoğlu-
Necmi Fazlıoğlu- Süleyman KARABEL, Engin ÖZBEK,
Ahmet Arslan,
Talip KOCA ve diğer
Hepsinden Allah razı olsun..

Yazımızı;
Rahmetli Güreşin duayeni Ali GÜMÜŞ ‘ün onunla ilgili bir yazısı ile sonlandıralım.
https://www.yenisafak.com/arsiv/2001/ekim/24/agumus.html
24 EKİM 2001
ALİ GÜMÜŞ
Kemal Oktay
Güreş sever arkadaşlarımdan Avukat Remzi Aydın, makalelerimden birini okuyordu ki,
Kemal Oktay adını duyduğumda duygulandım.
Şu kadar yıldır güreş dünyasındayım ve açıklıkla söylemem gerekir ki,
bu kadar duygusal,
bu kadar aydın,
kibar, baron, sibirya da lord ünvanı taşıyanlardan bile daha centilmen pek az insan tanıdım.
Bunlardan biri
Osman Şansal,
diğeri
Mehmet Akzambak ve Turhan Yaycan gibi (rahmetli) bir elin parmaklarından da azdır.

Kemal Oktay’ın ilk adı Osman’dır.
Yanlışsa ben namlı dilbilimci
Besim Atalay’ın yalancısıyım.
Osman’ın Türkçe anlamı “Çoşkun”dur!
O’nu ilk kez
İstanbul Güreş İhtisas Kulübü’nün
Levent’teki Tenis Kulübü’nde düzenlediği bir toplantıda tanıdım.
Babıali’nin gelmiş-geçmiş en harika şakacılarından Faik Gürses’le yanyana oturuyorduk ve Osman Kemal Oktay karşımızdaydı.
Bugün konuşarak hayatlarını kazanan Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi üstadlar (diğerlerini saymaya bile gerek duymuyorum) açıklıkla söylüyorum ki yesinler-içsinler ve Faik Gürses’in haberciliğe, gazeteciliğe düşkünlüğünden ötürü böyle bir rakipten kurtuldukları için şükretsinler!
O akşam Tenis Kulübü’ndeki toplantıda Faik Gürses, kafasına nereden esmişse esmiş tutmuş Macarca konuşmaya başlamıştı. Osman Kemal Oktay, Macar dili melodisini tarifsiz şekilde taklid eden Faik’i Macar sanmış, şaşkınlıkla O’na bakıp durmuştu! İngilizce ve özellikle Almanca lisanlarını en ince noktalarına kadar bilen Osman Kemal Oktay, sonunda uyandı ve laflara karıştı.
Aman efendim o ne enfes espriler, o ne enfes deyişler, doğrusu şaşırıp kalmıştım.
Benimle tanıştığında (işte o gece) söylediklerini hiç unutmadım: “Ben, Galatasaray birinci takımında futbol oynayan Burhanettin Bey’in oğluyum.
Babam bana spor aşkı aşılamak için birgün sizin bir kitabınızı armağan ederek (Oğlum, bu adamı tanı) dedi. Sizinle birlikte olduğumdan bu akşam çok mutluyum, babamı rahmetle anıyorum” dedi.
Osman Kemal Oktay’ı boşuna şatafatlı ünvanlar taşıyan Fransız ya da İngiliz aristokratlarına benzetmedim, belki yalan da olsa işte böyle gönül alıcı sözleri en inandırıcı şekilde ifade ediyordu ki, böyle bir davranış bizim “Çelebi” dediğimiz zatlara özgüdür.
Bu değerli spor arkadaşım Saadettin Tantan gibi usta bir araştırmacının kontrolünden de geçmişti.

Türk Güreşi’nin O’na ihtiyacı vardı.
FILA Başkanı Milan Ercegan’la O’nu tanıştırdım.
Ercegan, daima Kemal Oktay’a saygı duydu. Gözleri görmediği halde yürüyerek Hac’ca gidip gelen Osman Kemali Efendi’nin torunu olan Kemal Oktay, kendisiyle her konuda konuşulabilecek ve en iyi recete alınabilecek bir beyindi!

Güreşe vurgunluğu Eyüp’te otururken başlamış:

1960 Roma Olimpiyadları sonrasında Eyüp’te yalınayak koşan bir kadın: “O’nu ben doğurdum O’nu ben doğurdum!” diye bağırırken yüreğini yumrukluyormuş.
İşte bu hanım,
Roma Olimpiyadları Şampiyonu
Müzahir Sille’nin annesi imiş.
Kemal Oktay, bu manzaradan çok etkilenmiş, bunları bana anlattıydı.
En az 7 yıl var ki O’nu hiç göremedim.
12 yıl FILA’da çalıştı, hizmetleri oldu.
Yiğit, kültürlü çok iyi bir arkadaştı, hayatı rast gitsin…
Berlin’de
Hacı Muhsin Altun ve Osman Kemal Oktay’la birlikte olduğumuzda keyfimize diyecek yoktu. 1985 yılında Leipzig’te hep beraberdik.
Avrupa Şampiyonası bitmiş, dönüş için Doğu Berlin Havalanı’na gelmiştik.
Honecker’ın Doğu Almanyası çok katı komünistti. Polis kontrolünden geçip içeri girdik. O sırada alımlı bir genç kız Kemal Oktay’a baktı, Oktay, selam verdi ve “Hangi millettensiniz?” diye sordu.
Kızcağız: “Amerikalıyım” dedi.
Karşısındaki kişinin şakacı gücünü nereden bilsin. Kemal Oktay hemen lafı yapıştırdı: “Siz Amerikalı iseniz mutlaka CIA ajanısınız, ben de KGB’denim.”
Doğu Berlin’de böyle bir şaka, aman Allah doğrusu ben bile korkmuştum. İki-üç dakika sonra Hacı Muhsin Altun, Kemal Oktay ve ben, hemi de Amerikalı genç kız, birlikte makaraları koyverip uçağa bininceye kadar adeta yerlerde yuvarlanırcasına gülmüştük.
Osman Kemal Oktay, FILA’da başkan yardımcısıydı. O’nu küstürüp ayırmasalardı, bu yılki Dünya Şampiyonaları Türkiye’de yapılır, en azından da ülkemizin sadece turistik açıdan 10 milyon Amerikan Doları geliri olurdu. Yaradan gecinden versin ölürse O’nun adını bir spor salonuna koyarlar. Bizde zaten sistem bu: “Onu öldürmeli sonra da öldürüldüğü ağacın (asıldığı) altında ağlamalı” deyimi yararlı insanların fazla yaşamamalarını arzu edenlerin yoğunluğunun işaretidir.
Kaynak; İGİK 1919
https://drive.google.com/file/d/0B7StkZ3q0GzVVDAyZ0x3MGI5bzA/view
https://unitedworldwrestling.org/person/bayram-sit
Daha önce Salih BORA-Hakkı BAŞAR-Yaşar DOĞU-Şaban DONAT-Necmi GENÇALP-Ömer SUZAN ile “Portre” dizisine başlamıştık.
(Bu konuda önerilerinize de açığız. Whatsap; 05327757725-atakaratas53@gmail.com-www.guresiyorum.com )

Yorum Gönder

Görüşleriniz bizim için önemlidir. Yorumunuz için teşekkür ederiz. *

*

Scroll To Top